İnsanlar yolun ağzında toplanmış bekliyordu sessizce.
Belli ki bir konuşma yapılacak.
Biraz zaman geçti geçmedi içlerinden birisi öne çıkıp, çok yüksek bir sesle, elini havaya kaldırarak “Bu yol dikenlidir ayağını seven gelmesin!” dedi ve ardından yola girip hızla dikenlere basa basa koşmaya başladı. Tereddütte kalanlar bir kenarda bekleyişe geçti, şüphesi olanlar arkasını dönüp gitti ve geriye kalanlar ise birer-ikişer yola girip koşmaya başladı. Kalabalığın arkasında kaldığı için yola girişi biraz geciken birisi de, aynı şekilde yola girip metanetle, tereddütsüz koşmaya başladı. Çok kısa bir süre sonra dikenlerin etkisiyle ayakları paramparça oldu, kan revan içerisindeydi ama yüzündeki ciddiyet bir an olsun geçmedi, koşmaya aynı şekilde devam etti, yoldan hiç şüphesi yoktu belli ki, kulağında aynı ses “Bu yol dikenlidir ayağını seven gelmesin!”
O koşmaya devam ederken aradan çok uzun bir süre geçti, artık yol tamamen kana bürünmüştü. Acıya dayanamayıp yolda kalan, sabrı tükenip geriye dönen veya ayakları parçalandığı için yürüyemez bir hale gelen onlarca kişi ile karşılaşmaya başladı fakat hiç aldırmadan, duraksamadan koşmaya devam etti, kulağında hâlâ aynı “Bu yol dikenlidir ayağını seven gelmesin!” sesi yankılanıyordu ki biraz sonra bir çocuğun ağlama sesi ile zihninden bu ses uçup gitti. Çocuk, yere düşmüş, her tarafı kan içinde, gözyaşları döküyordu. Durdu, yanına gitti, çocuğu kaldırıp elleriyle üzerindeki dikenleri temizlemeye başladı, tişörtünü yırttı ve çocuğun kanlarını temizlemeye başladı. Şimdi sadece ayakları değil, çocuğun üstündeki dikenleri temizlediği için elleri de kanıyordu. Ayağa kalktı, geriye dönüp baktı ve koşanları, düşenleri, pes edip geriye dönenleri uzun bir süre seyretti. Onca acı karşısında tek damla gözyaşı dökmeyen gözleri bir anda yaşlar içerisinde kaldı. Geriye doğru ilerlemeye başladı, ama bu sefer koşmuyordu; yere eğilmiş elleriyle yoldaki dikenleri söküyordu. “Bir söz bağlamından koparılınca nasıl da kör ediyor bizi; heyecanla sözün ardına düşüp koştururken, sözün heybetinin etkisiyle ilerlerken dikenlere basa basa, ayağını önemsememenin gösterisiyle gururla dolarken içimiz, hiçbirimizin aklına gelmedi ilerlemeden önce yolu temizlemek” dedi kendi kendine ve biraz durup düşündükten sonra devam etti konuşmaya “Aslında bu yol için bu sözün dikeni, yani zorluğu dikenleri temizlemekten ellerimizin kanaması iken feda edilecek olan ise ayaklarımız değil ellerimiz!”
Şimdi elleri kanıyordu, ama “Her yola girenin ayağının parçalanmasından veya gözünün korkmasındansa benim bir kez ellerim parçalansın” diyerek sökmeye devam etti dikenleri. Onun geriye döndüğünü görenler anlamadı –sözün tesirinde kalmışlardı– “Hain!” diye tükürdüler yüzüne. Evet geriye doğru gidiyordu fakat o aslında yola/yolculuğa hizmet ediyordu.
Arkasından hayretle baka kalan biraz önceki çocuk düşündü: “Şimdi doğru yolda olan kim, hangisi, o mu diğerleri mi?
Oğuzhan Erdinç
