İletişim ve Ahsen-i Takvîm
Çocuklardan olgun, büyüklerden ise beklentilerimiz doğrultusunda davranmalarını bekliyoruz. Bu beklentilerimiz karşılanmayınca hemen yaygarayı koparıyoruz.
Sesler yükseliyor…
Oysa sesler yükseldikçe, anlaşmayı umarken ne yazık ki anlaşmazlıklar ortaya çıkıyor. Ve bu durum, seslerin daha da yükselmesine neden oluyor.
Bu noktada, varlığımızın kökenini hatırlatan şu ayet çok önemlidir:
“Muhakkak biz insanı ahsen-i takvîmde yarattık.” (Tîn, 95/4)
Peki, insan ahsen-i takvîm üzere yaratılmıştır ne demek?
Bu ifade, insanın en güzel biçimde, en üstün donanımla yaratıldığı anlamına gelir. İnsan, bu üstün yaratılışıyla, içerisinde nice güzelliklerin tohumunu saklamaktadır: Anlamaya, inanmaya, amel etmeye, sevmeye, şefkat etmeye ve feyiz almaya potansiyel olarak gebedir.
Ahsen-i takvîm üzere yaratılma, en güzel bir şekilde yaratılma demektir.
Bizim bütün boyutlarıyla örnek alacağımız, Ahsen-i Takvîm’in zirvesindeki model ise Efendimiz Aleyhisselam’dır.
Efendimizin sesi üzerine sesimizi yükseltmemek, O’nun sözü üzerine söz söylememek, tabiri caizse, bizim o yükselen seslerimizi kısıyor.
Hucurât Suresinde şöyle geçiyor;
”Ey iman edenler! Seslerinizi, Peygamber’in sesinden daha fazla yükseltmeyin. Birbirinize yüksek sesle konuştuğunuz gibi, O’na öyle yüksek sesle konuşmayın. Yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir.”
Bu ayetler ışığında her birimiz, o yükselen sesin ardından sadece “Acaba amelim boşa gitti mi?” endişesini değil; aynı zamanda “Ahsen-i Takvîm’e yaraşır bir duruş sergiledim mi?” sorusunu da sormalıyız.
Çünkü sesimizi kısmak, sadece bir edep meselesi değil; aynı zamanda içimizdeki anlamaya, şefkat etmeye ve feyiz almaya gebe olan o en güzel yaratılışı yeniden diriltme eylemidir. Seslerimizi alçalttığımızda, aslında kendi iç sesimizi ve karşımızdaki insanın varlığını daha net duymaya başlarız. Ahsen-i Takvîm’e dönüş, ancak sükûnetin rehberliğinde mümkündür.
Bahtım Kurt
