Hakikati Anlama Usûlü: Muhakkikin Şe’ni ve Fikrî Derinlik
Giriş
Bir eserle, bir kişiyle veya herhangi bir olayla muhatap olurken doğru bir yaklaşım sergileyebilmek için sağlam bir “usule” sahip olmak gerekir. İslâm düşünce geleneğinde ve bilhassa Bediüzzaman Said Nursî’nin yaklaşımında, hakikati arayan bir kişinin olayları ve metinleri değerlendirirken izlemesi gereken belirli ilmî yöntemler bulunmaktadır. Bu yöntemler, okuyucuyu yüzeysel bir malumat yığınından kurtararak meselenin özüne ulaştırmayı hedefler.
Muhakkikin Beş Temel Özelliği
Bediüzzaman’a göre, gerçeği araştıran bir “muhakkikin” (hakikati arayanın) sahip olması gereken beş temel vasıf vardır:
1. Gavvas (dalgıç) olmak: Meselenin derinine inmek.
2. Zamanın tesiratından tecerrüt etmek: İçinde bulunulan çağın etkilerinden ve önyargılarından sıyrılmak.
3. Mazinin a’mâkına (derinliklerine) girmek: Geçmişin kökenlerine inebilmek.
4. Mantığın terazisiyle tartmak: Olayları mantıksal bir süzgeçten geçirmek.
5. Her şeyin membaını (kaynağını) bulmak: Meselelerin asıl çıkış noktasına ulaşmak.
Bu özelliklerin en önemlilerinden olan “dalgıç olmak” ve “zamanın tesirinden kurtulmak”, karşılaşılan sorunlarda sadece palyatif (geçici) ve anlık çözümler aramak yerine, hastalığın veya problemin asıl kaynağına inmeyi gerektirir. Kişinin zamanın tesirinden tecerrüt etmesi, bulunduğu çağdaki her şeyin kötü olduğu anlamına gelmez; aksine meseleleri değerlendirirken modernitenin veya o anki baskın algının belirlediği dar kalıplardan bağımsız düşünebilme yetisi kazanması demektir.
“Asrın İdraki” ve Kur’an’ı Anlamak
Zamanın tesirinden kurtulamamanın en belirgin örneklerinden biri, dönemin aydınlarında görülen “Asrın idrakine söyletmeli Kur’an’ı” anlayışıdır. Mehmet Âkif Ersoy gibi isimlerin de dile getirdiği bu yaklaşım, görünürde hakikati çağa uygun bir dille anlatma gayesi taşısa da, arka planda modernitenin belirlediği ilkelere ve yenilmişlik psikolojisine teslim olma riskini barındırır.
Kur’an’ı modernitenin algısına (idrakine) indirgemek ve ona göre konuşturmak ciddi problemlere yol açmıştır. Doğru olan yaklaşım, asrın idrakini Kur’an’ın seviyesine çıkarmak, yani “asrı Kur’an’a okutmak” olmalıdır. Aksi takdirde vahyi modernite ile uyuşturmaya çalışan modernist, Batı’yı olduğu gibi İslâm’a entegre etmeye çalışan Batıcı veya her şeye körü körüne karşı çıkan muhafazakâr yaklaşımlar gibi sağlıksız kutuplaşmalar ortaya çıkar.
Düşüncenin Katmanları ve İlkeleri Keşfetmek
Bir düşünürü veya metni doğru tahlil edebilmek için düşüncenin katmanlarını bilmek elzemdir. Bu katmanlar dörde ayrılır:
• Kalıp tasavvurlar katmanı
• Belirleyici ilkeler katmanı
• Açıklayıcı fikirler katmanı
• Betimleyici bilimsel teoriler katmanı
İlk iki katman sabiteyi (değişmezleri) oluştururken, son iki katman değişkendir. Günümüzdeki en büyük fikrî hatalardan biri, değişken olan teorileri mutlak ilkeler (sabiteler) hâline getirmektir.
Bir eseri okurken yazarın hangi belirleyici ilkelere dayandığını keşfetmek, “her şeyin membaını bulmak” ilkesinin bir gereğidir. Örneğin bir kişiyi seviyor olmak, onun her söylediğini peşinen mutlak doğru kabul etmeyi veya hatalarını aklamayı gerektirmez; tahkik (araştırma) edip neticesinde değerlendirmek esastır.
Ekolleri Okuma Biçimi
Bu usul, İslâm düşüncesindeki farklı ekolleri anlamada da kilit rol oynar. Örneğin “Allah yaratıcıdır” ilkesi tüm İslâm ekollerinde ortak bir sabite iken, bu yaratmanın nasıl gerçekleştiği konusunda ekollerin belirleyici ilkeleri farklılaşır.
Mutezile meseleyi “adalet” ekseninde okurken, Eşarî ekolü “kudret” (Allah’ın dilediğini yapması), Mâturîdî ekolü ise “hikmet” ekseninde okur. Kendi ilkesini ve diğer ekollerin dayandığı ilkeleri bilen bir muhakkik, meseleleri körü körüne tartışmak yerine farklılıkların kaynağını tahlil eder ve onları düşünce geleneği içinde doğru yerlere konumlandırır.
Bilgiyi İçselleştirmek ve Bağlamı Görmek
İlim öğrenmenin temel gayesi, elde edilen bilgiyi papağan gibi tekrarlamak değil, onu içselleştirerek yeniden üretmektir. Bir düşünce, ancak onu üreten ve kendi ruhuna katan insanlar var olduğu sürece yaşar; aksi takdirde en değerli eserler bile zamanla yok olmaya ve donuklaşmaya mahkûmdur.
Yapay zekânın bile metin üretebildiği bir çağda, insanın bilgiyi kendi iç dünyasında bir doyuma ulaştırması ve bir tekâmül (gelişim) aracı hâline getirmesi şarttır.
Ayrıca bir sözü veya metni değerlendirirken bağlamı asla göz ardı etmemek gerekir. Bir ifadenin; kimin söylediği (mütekellim), kime söylediği (muhatap), hangi maksatla ve hangi makamda söylendiği mutlaka dikkate alınmalıdır. Aynı söz veya hüküm, muhatabın durumuna ve o anki şartlara göre farklılık gösterebilir.
Sonuç
Özetle; hakiki bir okuma ve anlama eylemi, mutlak doğrulamacılıktan ve yüzeysellikten kaçınmayı gerektirir. Hakikate ulaşmak; zamanın, mekânın ve popüler algıların dar kalıplarından sıyrılarak derinlikli bir idrak ile meselelerin kaynağına inmeyi başaran “muhakkik”lerin işidir.
Resul Hançer
