VI.
Adsız ve Muazzez, ağır adımlarla otobüs durağına doğru ilerlerler. Muazzez, dakikalardır kendilerini çepeçevre saran sükûneti Adsız’ın gözlerine bakarak dağıtır.
“Adsız, ben yıllarca içimde koca bir boşlukla yaşadım. Ne yaptıysam, nereye gittiysem o boşluk hiç dolmadı.”
Muazzez, başını önüne eğerek yavaş yavaş yürümeye devam eder. Gözleri dolar. Başını kaldıramaz, çünkü, bir kez Adsız’a baksa gözünde biriken damlaların bir sele dönüşeceğini bilir.
“Bu boşluk, bir tek senin yanında doluyor. Seninleyken kendimi tamamlanmış hissediyorum. Senden ne zaman ayrı kalsam, o boşluk, bir kanser hücresi gibi bütün vücuduma yayılıyor. Adsız!”
Aynı anda ikisi de durur. Muazzez, başını kaldırıp Adsız’a bakar. Gözleri, bir sel gibi hüznünü Adsız’ın ayaklarının altına serer.
“Sanırım o boşluğun sahibi sensin Adsız…”
Adsız, derin bir iç çeker. Başını önüne eğip yeniden yürümeye başlar. Muazzez de Adsız’ın adımlarını izler. Adsız, derin bir sükûnet halini üzerine giydirir. Zaten O, konuşmadan önce hep böyle sözsüzlükle demler kelimeleri. Durağın önüne geldiklerinde otobüsü hazır bulurlar. Muazzez, Adsız’ın kelimelerini merakla beklemektedir. Onun, hiçbir zaman sessiz kalamayacağını bilir çünkü. Adsız’dan bir cevap beklerken otobüs hareket etmeye başlar. Adımını atar atmaz Adsız’ın vereceği cevabı kendisine unutturacak daha mühim bir soru aklına gelir.
“Adsız! Bir daha ki sefere nerede buluşacağız?”
Adsız, kelimeleri otobüsün kapanmak üzere olan kapısının arasından Muazzez’in gönlüne bir mıh gibi yerleştirir.
“Her zamanki yerde Muazzez!”
Muazzez, aldığı cevap ile sarsılır. Adsız’ın sesi kulağında yankılanmaktadır. “Her zamanki yer! Her zamanki yer!” Şaşkınlığa esir olmuş bir halde yerine oturur. Şaşkındır, çünkü, Adsız ilk defa bir meseleyi cevapsız bırakmış ve onlar her seferinde farklı bir yerde buluşmuşlardır. Muazzez, çantasından defterini çıkarır ve kalemiyle üzerindeki şaşkınlığı dağıtarak yazmaya başlar; “Bir dahaki yer: Her zamanki yer!” Daha sonra kendisini karşısına alarak sözsüzce konuşmaya başlar.
“Adsız hiçbir meseleyi cevapsız bırakmaz. O’nun cevapsızlığının altında bile bir cevap vardır ve hiçbir şeyi hikmetsiz söylemez, her zamanki yer derken ne demek istedi acaba?”
Muazzez, kendi içine doğru derin bir seyahate çıkar. Dünyadan kopmuş bir şekilde Adsız’ın haletine, kendi içinde uzun bir müddet, mana arar. Bu uzun arayıştan sonra Adsız’ın sesi gönlünde yankılanmaya başlar, O’nu, içinde bulmuştur.
“Muazzez, zaman ve mekân her seferinde farklı gibi dursa da biz hep aynı yerde buluyoruz birbirimizi: Sende… İşte bunu fark edemediğin için, içindeki boşluk bensizken seni ele geçiriyor. Kendine gelirsen beni hep sende bulursun Muazzez… Böylece içinde nokta kadar boşluğa yer kalmaz. Her zaman, her zamanki yerdeyim ben Muazzez. Sende…”
Oğuzhan Erdinç
