Süt, insan hayatının başlangıcından itibaren temel bir besin kaynağı olmakla birlikte, tarih boyunca da farklı kültürlerde/dinlerde/mitolojilerde sembolik anlamlar da taşımıştır. Anne sütü ile başlayan bu yolculuk, bizi hem biyolojik hem de kültürel olarak besleyen bir sembol haline gelmiştir. Geleneksel söylemde süt; saflığı, temizliği ve dürüstlüğü temsil etmekle birlikte birçok deyim ve atasözü şeklinde de metinlerde tevarüs etmiştir. Süt, saflığı, temizliği, doğruluk ve dürüstlüğü temsil ederken, bu saflığı kaybetmiş, temizliği bozulmuş, ahlak zafiyeti gösteren insanlar için ‘sütü bozuk’ yahut ‘insanoğlu çiğ süt emmiş’ veyahut ‘süte su katmış’ gibi tabirleri kullanılır. Yine bir kişinin hatadan hâli olmadığını ifade etmek için de ‘sende Sütten çıkmış ak kaşık değilsin’ denir.
Dinde de ayrıcalıklı bir konuma sahiptir süt, daha doğrusu süt sembolü. Mesela ilkin akla gelen, Allah resulüne miraçta süt ile şarap sunulduğunda Resûlullah’ın sütü tercih etme hadisesidir. İkincisi, Allah resulü ‘rüyamda kâseyle bana süt sunuldu, parmak uçlarıma doluncaya kadar içtim ve geri kalanını da Ömer’e verdim.’ buyurduğu olaydır ve yine kendisi bu rüyadaki süt’ün ‘ilim’ olduğunu söylemiş, rüyasını tabir eylemiştir. Büyük metafizikçilerde bundan dolayı Süt’ü ilim ile özdeşleştirmişler ve bu bağlamda farklı yorumlar geliştirmişlerdir. Üçüncüsü, ayeti kerimede “Doğrusu davarlarda da size deliller vardır: Zira size onların karınlarındaki işkembe ile kan arasından, halis bir süt içiriyoruz ki içenlerin boğazından âfiyetle geçer” [1] buyrulmuştur. Yine bir başka ayette “Takvâ sahibi / Allah’a karşı gelmekten sakınanlara vaat edilen cennetin durumu şudur: Orada bozulmayan su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere zevk veren şarap ırmakları ve süzme bal ırmakları vardır. Ayrıca onlar için orada, her çeşit meyve ile Rableri tarafından bir mağfiret vardır…” [2] buyrulur.
Sütün İlim olarak yorumlandığından bahsettik. Sütten yoğurt peynir yağ üretilmesi de İlim disiplinlerinin çeşitliliğini-derinliğini-zenginliğini ve bunlarında ayrılmaz bir bütün olduğunu gösterir. Tâ-hâ suresindeki bir ayette “Rabbim, ilmimi ziyadeleştir” buyrulur ve bu ayetle beyan edilen duayı Resûlullah hayatı boyunca da yapmıştır. Allah Resul’ünün birçok duaları bu istikamette seyretmiştir. “Rabbim, benim sendeki hayretimi ziyadeleştir.” “Rabbim, bana eşyanın hakikatini olduğu gibi göster.” de’yi kesretle ve devamlı niyazda bulunmuştur. Buraya kadar çizilen çerçeveden Allah Resul’ünün ilim ile sütü özdeşleştirdiğini hesaba katarsak, kendisi tarafından devamlı süt talep edilmiştir diyebiliriz. Bebeğin anneye ve anne sütüne meyli gibi Allah ile mutmain olan kulda ilmi/bilgiyi talep eder. Tam olarak bu noktada Gazali’nin bir yorumuyla sütün sembolik anlamı daha da derinleşir. Gazali “Sütün kan ile fışkı arasından geldiği beyanınca; Kan, İktidar ve tahakküm arzumuzu- Fışkı ise Şehvet arzumuzu temsil eder. Süt’e kan ve fışkı bulaşırsa süt bozulur. Dolayısıyla İlm’e iktidar arzusu ve şehvet bulaşırsa İlm- dolayısıyla da Âlim bozulur.” demiştir. Yine Tam bu noktada Bediüzzaman’ın –ki Bediüzzaman 20 ve 21. Lemaları İhlas risaleleri olarak beyan eder– 20. Lema’nın başında zikrettiği hadisi aktaracak olursak “İnsanlar helâk oldu-âlimler müstesna. Âlimler de helâk oldu-ilmiyle amel edenler müstesna. Amel edenler de helâk oldu-ihlâs sahipleri müstesna. İhlâs sahiplerine gelince, onlar da pek büyük bir tehlike ile karşı karşıyadırlar.” [3]Süt, İlm’i dolayısıyla ihlası temsil eder. Süt’e kan yahut fışkı bulaşırsa süt bozulduğu gibi, İlm’i talep edenlere/tahsil edenlere de iktidar(kan) ve şehvet(fışkı) arzusu bulaşırsa bu kişilerde bozulur, ihlas kaybolur. Süt, kan ve fışkıyı yönetmeli; ilim, iktidar ve şehveti yönetmeli, yönlendirmelidir. Aksi taktirde biraz önce bahsettiğimiz üzere, bu durumun tezahürlerinin halleri ‘sütü bozuk.’ gibi beyan/larla tabir edilmiştir ki Allah resulü bir hadisinde “Toplumda iki zümre vardır ki onlar bozulursa halkta bozulur, onlar düzgün olursa halkta düzgün olur, onlar (o zümre) âlimler ve âmirlerdir” buyurmuştur. Çünkü Süt (ilim, bilgi) bir manada da Bu iki zümrenin elindedir ve bebeğini sütle besleyen anne gibi halkın akıl/kalp ve ruhlarını besleyecek kaynak bu zümrelerdir. Hal böyle olunca halk masumdur mu diyeceğiz, elbette hayır. Yine bir başka hadiste “nasılsanız öyle idare olunursunuz” buyurmuştur Resulullah. Hiç kimse mesûliyetten sıyrılamaz, her birimiz insan olma iddiasındaysak bu mesuliyetten ırak duramayız.
O halde nedir insan olmak ve insan olmanın özü ne’lere bağlıdır?
İnsan olmaktan maksat Hz. Ali’nin “insan eşittir ilimdir” beyanınca ilimdir. İlimden maksatta ihlastır. Tehlike, Süt’e Kan ve fışkı bulaşma riskidir. Allah resulü kendisini “ben ilmin medinesiyim/şehriyim, Ali ise onun (o şehrin) kapısıdır” şeklinde tarif etmiştir. Medine/şehir bilgiyle inşâ edilir. Ve şehir de Süt gibidir. Yukarıdaki ayetle meseleyi daha da genişletecek olursak, Şehir; ‘su,süt,şarap ve bal ırmakları’ gibidir. Bu ırmaklarla beraber bir de kevser’den bahsedilir Kur’an’ı Kerim’de ve Allah Resulü hadislerinde ümmetini bu ırmağın başında karşılayacağını ifade etmiştir. Su temizliği, süt saflığı/dürüstlüğü/ihlası ve besleyiciliği, şarap ve bal ise makuliyeti olan yüksek zevkleri ve tatlılıkları temsil eder. İslam Şehirlerine baktığımızda Camii, medrese ve hamamlar bir aradadır ve haneler, merkezi oluşturan bu üçlü etrafında şekillenir. Camiiler, medreseler, hamamlar ve haneler bu cennet ırmaklarının birer numunesi ve şubesi olmuşlardır. Camiler beş vakit İmamımız Resulullah (s.a.v)’in bizi çağırdığı kevser ırmağı gibi, medreseler süt ırmağı gibi, hamamlar su ırmağı gibi, Haneler şarap ırmağı (elbette sekir edici müskirat değil mesela eşler arasındaki ilişki) gibi ve mutfaklar bal ırmağı gibidir. En neticede medine bilgi ile oluşacağı ve korunacağı için biz yine süte dönelim. Dikkatinizi çekerim, Medine’de Yahudi (iktidar)-Hristiyan (şehvet) ve münafıklar (şehvet ve iktidar) da vardı, tıpkı insan bedenindeki süt, kan ve fışkı gibi. Lakin süt, kan ve fışkıyı yönetiyordu ve bunlar arasından geliyordu, Musa’nın Firavun’un sarayından neşvü nema bulması gibi.. Dolayısıyla İlmin (Sütün) Medine’si olan Allah Resulü, bilgi ile kâim ve dâim olduğu için bu süte iktidar ve şehveti bulaştırmadı. İktidarın ve şehvetin de elbette mâkul bir çerçevesi/sınırı vardı, bunu da yukarda ifade ettiğimiz gibi hem bireyde hem de toplumda ilim belirlemekteydi. Kendini ve etrafındakileri ve dahi Medine’yi has bilgi ile hâlis bilgi ile yani Kur’an’ı Kerim ile yönetiyordu, hiçbir bulandırıcı etkiye maruz bırakmaksızın bir işleyişe sahip idi. Bulandırma teşebbüsleri de yine bilgi ile önlendi ki vahyin sürekliliği ve canlılığı bulantının önünü kesiyordu. Kendimizde de Medine’yi Yani Resulullah’ı ‘Marifeti Resulullah’ ile inşâ edebiliriz. Şehre de kapısından girilir ki yol Hz. Ali’den geçer/başlar. O kapı ve şehir bize ‘Marifeti Nefs’ dediğimiz ‘İnsanın Kendini bilmesi’ bilgisini/irfanını verir ki bu da ‘Marifetullah’ dediğimiz ‘Allahı tanımak/bilmek’ dediğimiz neticeye vardırır. Dikkat edelim toplum fertlerden oluşur ki bu mayayla yoğrulan her İnsan bir Medine olur ve böylesi insanlardan teşekkül eden toplulukta Medine oluşturur. Sütün kan ve fışkıyı yönettiği bir şehir… Bunun aksi de Firavunane sistemlerden ibarettir. Tarihte Roma, Emevi, Abbasi, Moğol ve Haçlı İmparatorlukları ve Osmanlı İmparatorluğu (içerisindeki bazı uygulamalar) gibi iktidar ve şehvetin sütün yani ilmin önüne geçtiği görülmüştür. Kan ve fışkı ile beslenirler ve halklarını da bunlarla beslerler. Günümüzde de Amerika ve Avrupa gibi güçlerin bu anlayışla hareket ettiği pek ala söylenebilir. Mevzuyu, mevzuyu bize tebliğ eden Allah Resul’ünün duasıyla ve bir de öz’etle bitirmeye çalışalım: “Allah’ım! Fayda vermeyen ilimden, huşu duymayan kalpten, kabul olunmayan duadan, doymayan nefisten sana sığınırım.” [4] Fayda, süte kan ve fışkı bulaştırmamaya özen göstermektir.
Öz’et
Reğaible birlikte başlayan Üç Ay’lar iklimi, yöneldiğimiz Hakk Teâlaya doğru ahlâken yolculuk yapmakla Mi’rac ve erişme şerefine erdiğimiz Beraat ile de devam ediyor. Beraat, yani insanın kurtuluşu ve müjdeye ermesi Muhlis olmasına bağlıdır. Temiz yaratılışını muhafaza etmesi, süte (ihlasına: Allah içinliğine) kan (iktidar arzusu) ve fışkı (şehvetini) bulaştırmamasıdır. Hayatımızın her dönemi ve safhası, bize sunulan süt yahut şarap kadehleri ile doludur, şerefimiz ise sütü tercih etmemize bağlıdır. Miraç eşittir Beraat, yani Kadir gecesi yani: İnsanın değerinin Allah oluşudur.
Resul Hançer
[1] Nahl sûresi 66. Ayet
[2] Muhammed, 47/15
[3] bk. Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 2:415; Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn 3:414,4:179, 362.
[4] Müslim, Zikir, 73
